Gebze Kent Meydanı’nda, genç yaşta hayatını kaybeden vatandaşlar için düzenlenen protesto ve basın açıklamasına aileler ile çok sayıda vatandaş katıldı. Hürriyet ve İstikbal Derneği adına açıklama yapan Alperen Kuzubaş vicdanın ve adaletin önemine dikkat çekti. Kuzubaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Bana sorsanız aslında bu konuşmayı yapmak istemezdim ama mecburum çünkü vicdanım var. Türk insanının polisi vicdanıdır, adaleti vicdanıdır. Dört buçuk yıl önce burada Ayşegül Aydın dedik, iki sene önce burada Behiye Ediz için haykırdık, Selahattin Çelik için bağırdık, Oğuz Erge için toplandık. Surların önünde İkbal Uzuner, Ayşegül Halil’in nöbetini tuttuk. Geçen yıl Kıvanç Uman’ın adliye koridorundaydık. Şimdi Atlas, Işıl, Veli, Berkay ve diğer canlarımız için buradayız. Hayatta değiliz derdik gerçekten artık hayatta olamıyoruz çünkü katlediliyoruz. Arkadaşlar devlet iki ana unsurla devlettir. Sizlerin yaşamını ve güvenliğini sağladığı kadar devlettir. Devamlılığı da adaletle sağlanır. Güvenliğinizin sağlanması için önce yaşamanız gerekir. Öldürülüyoruz, katlediliyoruz.
“ÇOCUK OLARAK DEĞİL KATİL OLARAK YARGILANMALIDIR”
Sınırlarının bile sınırlı güvende olduğu, adaletin yalnızca sınırlı insanlara sağlandığı bir yerde ne yapmalıyız? Suçluyuz. Vergi ödediğimiz, temiz kaldığımız ve devletin her koyduğu yasaya tabii olduğumuz için. Derdimiz yalnızca aile ve milletimiz olduğu için suçluyuz. Sınırları aşan hoyratça insan katleden dosya üzerine dosya suç biriktiren biri olsaydınız hatta 50 bin Türk vatandaşının katili olsaydınız sizler için bile belki adalet sağlanırdı. Yüce Allah kitabında bizlere Enfal, Maide, Araf ve birçoğu surede adaleti emrediyor. Türk hükümdarı Emir Timur, Ülkeler kılıçla fethedilir, ancak adâletle korunur diyor. Türkseniz biz de Türküz. Müslümansanız bizde Müslümanız. Ne arıyorsunuz? Katillerin ismi şimdi suça sürüklenen çocuk oldu. Bir insan bir insanı öldürecek cüreti ve iradeyi kendinde bulabiliyorsa hatta zaman zaman devlet dairelerinin yanında bile yapacak cüreti bulabiliyorsa çocuk olarak değil katil olarak yargılanmalıdır. Çocuklar insan öldürmez, katiller öldürür.
“HİÇBİR TEMİZ TÜRK ÇOCUĞU SİZİN EĞİTİLMEMİŞ SUÇ MAKİNENELERİNİZİN BEDELİNİ ÖDEYEMEZ”
Hiçbir temiz Türk çocuğu, sizin eğitilmemiş suç makinelerinizin bedelini ödeyemez. Ödemeyecek. Sokağa saçıp bıraktığınız pisliğin kokusunu da çekmeyecek. Trafik kazası diye açık bıraktığınız yasalarınızda yaşam hakkını aramayacak. Buradan ellerini bir kere bile vicdanına koyamamış, çocuğunun sırtını sarıp buraya kulak vermeyen hayat meşgalesi bahanesiyle susan o halkımıza ve kulaklarını tıkayan koltuk sevdalılarına, yargıçlara sesleniyorum; Bir bayram sabahı büyüklerinizin değil de evlatlarınızın mezarına gittiğinizde anlayacaksınız. Terazisini bozduğunuz kantar bir gün sizi de tartar. Şunu da herkes bilsin; biz Hürriyet ve İstikbal derneği olarak Türk Milletinin vicdanı olmaya, gövdesi olmaya devam edeceğiz” dedi. Alperen Kuzubaş’ın ardından Afgan uyruklu bir vatandaş tarafından katledilen Ayşegül Aydın’ın abisi Esat Aydın açıklama yaparak, “Hürriyet ve İstikbal Derneği olarak, Türk Milleti’nin sosyolojik intiharın eşiğinde bilinç kaybı yaşadığı bir dönemde bıçkın duruşlu, kalender yürekli, sanata sarılmış, ilim ve bilimi özümsemiş, töresini bilen bir Türk gençliği inşa etmektedir.
“ONLARCA CANIMIZINI BEDENİ TOPRAĞA SARILSA BİLE RUHLARI ARAMIZDADIR”
Bugün, bu inşanın namusuna göz dikmiş; katil, katil sevicisi, mağdur edebiyatçısı, yalancı, ruhu kirli, eli kanlı kişilere karşı ses olmak için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Mağdur ailelerin feryatları göz yaşlarına teslim olmayacaktır. Acılı yüreğin bağrından çıkan yakarışlar bu meydanlarda bugün itibariyle başlatmış olduğumuz Adalet Yürüyüşleriyle haykırışa dönüşecektir. Akıl tutulması yaşayan ceza yasaları, vicdanını kaybetmiş cüppelerin arasında ziyan olmaktadır. Atlas Çağlayan’ı katleden baş fail bu akıl tutulmasını yaşayanlardır. Kıvanç Uman’ı yattığı yerde inciten Suça Sürüklenmiş Çocuk safsatasıdır. Yüreğimize sıkılan mermi Kadem Can Çiçek diye yazılmıştır. Kardeşim Ayşegül Aydın’ın katledildiği gün, gülümsemelerimizin kaybedildiği gün olarak tarihe geçmiştir. Işıl Öykü Dinç’i bizden alan cüppesinde düğme olanlardır… Onlarca canımızın bedeni toprağa sarılsa bile ruhları aramızdadır. Bize onlardan kalan, ‘ondan kalan’ diyebilmek için mücadele etmektir.
“50 BİN SUÇLU OLDU BİTTİYE GETİRİLEREK NASIL DIŞARIYA SALINIR?”
Konuşmak lazımdır uyuşturucunun kol gezdiği ve mücadelesinin zayıf kaldığı bir dönemde nasıl olurda 50 bin suçlu, oldu bittiye getirilerek dışarı salınır? Buna karar verip destekleyenler adalet divanına çıkmışlar mıdır? Buna karar verenler sosyolojiden anlarlar mı? Bu oldu bittiye mutlulukla karşılayanların tahsilleri kaç dolardır? Suçlular salındığı gibi cinayetler, yaralamalar artmıştır. Adalet kapısı aşınmış, kolu da biz vatandaşa kalmıştır Vatandaşı bu kadar çıldırtan hareketler nasıl sineye çekilmektedir? Mağdur aileler sizlerden adalet isterken, körler pazarında ayna satanlar; evlatlarımız katledilirken susan adalete karşıyız. Adaletin er ya da geçi kalmamıştır. Adalet vicdanların değil makamların adı olmuştur. Mahkemenin yüceliği dinerken, adaletin adilliği, hakimliğin sessizliği, savcılığın uykusu kışı dahi geçmişken Adalet Bakanı Yılmaz Tunç istifasını bu milletin vicdanına sunması belki de adaleti yeşertecek ilk adım olacaktır. Ne utanmaz ne kör bir düzendir ki bizi adalet dilencisi yapmaya itmektedir!
“ADALETİ BEKLEME ADALETİ SAĞLA”
Yüreklerimiz ‘adaleti bekleme, adaleti sağla’ diye yakarmaktadır. Adalet Hikayemiz, mağduriyetçi fanatiklerle devam etmektedir. Kardeşim Ayşegül Aydın’ı, Behiye Ediz’i, Necati Bağcı’yı, Selahattin Çelik’i katleden sığınmacılar bu ülkeye nasıl alınabilmektedir! Taksici Oğuz Erge’yi, Mattia Ahmet’i katledenlerin katil profilleri aynı değil midir? Tas kafa, şişme mont diye anlatılan bu profillerde etnik sorun yok mudur? Fakirliği övünerek anlatanlar, bugün nasıl bu katiller fakir oldukları için suça eğilimliler diyebilirler? İkbal ve Ayşenur’un katilinin katil profiliyle, Eskişehir Odunpazarı’nda on civarı kişiyi bıçaklayan ergenle aynı değil midir? ‘Ailesinin terbiye edemediğine hiç bulaşma’ yakın gelecekte atasözü olarak geçecektir. Bu çocuğun terbiye sorunu en başta okullarda kaldırılan ‘adab-ı muaşeret’ dersleriyle bağıntısı var mıdır? Avuca cetvelle vuran öğretmenlerin yerini neden gevşek ve arkadaş canlısı öğretmenler almıştır? Eğitimciler bundan isyan etmiyor mu? 15 yaşında alkollü mekanlara giden çocukların 15 yıl sonra topluma faydaları ne olacaktır?

