İsrail’in tanımasının yıl dönümünde İzmit’te Direniş Çadırı’ndan açıklama

Türkiye’nin İsrail’i devlet olarak tanımasının 77. yılında Direniş Çadırı Platformu, İzmit’te basın açıklaması düzenledi. Yapılan açıklamada İsrail’in Filistin’deki katliamlarına değindi.
Direniş Çadırı Platformu üyeleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin İsrail’i devlet olarak tanımasının 77. yılında İzmit Sabri Yalım Parkı önünde bir araya gelerek, basın açıklaması düzenledi. Murat Kurtuldu, yaptığı açıklamada Gazze’de ateşkese rağmen saldırıların sürdüğünü belirterek uluslararası kamuoyuna çağrıda bulundu. Kurtuldu, Filistin’de yaşananların geçici bir çatışma değil, sistematik bir yıkım süreci olduğunu ifade ederek kalıcı ateşkes ve kuşatmanın kaldırılması gerektiğini vurguladı.
“TÜRKİYE’NİN İSRAİL’İ TANIMASININ 77.YILI”
Hak savunucusu Murat Kurtuldu açıklamasında, “Bugün burada, Türkiye Cumhuriyeti’nin İsrail devletini tanımasının 77. yılında bir araya gelmiş bulunuyoruz. 77 yıl önce 29 Mart 1949’da Türkiye işgalci İsrail’i bir devlet olarak tanımıştı. Bu tarih özellikle Filistin’deki katliamlar, Gazze’deki yıkımdan sonra yalnızca diplomatik bir kararın yıldönümü olarak görülemez. Aynı zamanda Filistin halkına yönelik süregelen tarihsel adaletsizlik karşısında alınan ve alınmayan tutumların da sorgulanmasını gerektiren bir eşiktir. Çünkü bugün Filistin’de yaşananlar, geçici bir çatışma ya da dönemsel bir kriz olmanın çok ötesindedir. Süreklilik kazanmış, kurumsallaşmış ve farklı coğrafyalara da yayılmış eş zamanlı yürütülen bir yıkım, kuşatma, istila, gasp ve yerinden etme rejimiyle karşı karşıyayız.

“YAHUDİLEŞTİRME POLİTİKALARI FİLİSTİNLİLERİN ŞEHİRDEKİ VARLIĞINI YOK EDİYOR”
Filistin’de yaşananlar yalnızca Gazze ile sınırlı değildir. Batı Şeria’da giderek artan yerleşimci şiddeti, artık münferit olaylar olarak değerlendirilemez. Adlarına yerleşimci denilen SiyoNazi teröristler Filistinli köylere baskınlar düzenlemekte, evleri ateşe vermekte, zeytinlikleri yok etmekte ve sivillere yönelik sistematik saldırılar gerçekleştirmektedir. “Yahudileştirme” politikaları; planlı yıkımlar, ruhsat engelleri, ekonomik baskılar ve idari kararlar yoluyla Filistinlilerin şehirdeki varlığını sistematik biçimde azaltmayı amaçlamaktadır. Bu durum, yalnızca hukuk ihlali değil; aynı zamanda tarihsel ve kültürel bir yok etme girişimidir.
“AMAÇLARI, İŞGALİ KALICI HALE GETİRMEK”
Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir: Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşananlar birbirinden bağımsız değil; tek bir stratejik aklın farklı sahalardaki uygulamalarıdır. Bu stratejinin amacı açıktır: İşgali kalıcı hale getirmek, demografik yapıyı değiştirmek ve Filistin halkını siyasal bir özne olmaktan çıkarmak. Bizler bu bütünlüklü politikayı en güçlü ve en sert şekilde reddediyor ve kınıyoruz. Ancak bu sürecin yalnızca İsrail’in politikalarıyla açıklanması eksik olacaktır. Bu yıkımın arkasında güçlü bir uluslararası destek mekanizması bulunmaktadır.
“KATİL İSRAİL, ORTADOĞU’DAN DEFOL”
ABD’nin İsrail büyükelçisi Mike Huckabee ise “vaadedilmiş topraklar” söylemiyle, İsrail’in yayılmacı politikalarına açık bir dini meşruiyet kazandırmaktadır. Bu yaklaşım, uluslararası hukuku ve mevcut sınırları yok sayan; tarihsel ve dini referanslarla genişlemeyi haklılaştıran bir anlayışı temsil etmektedir. Bu söylemler yalnızca söz değildir; sahadaki politikaların ideolojik temelini oluşturmaktadır. Tüm bu gelişmeler, Filistin meselesinin aynı zamanda küresel bir güç ve ideoloji meselesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Küba’ya yönelik on yıllardır süren ve şu an doruk noktasına ulaşmış olan abluka, İran’a karşı yürütülen savaş politikaları ve Lübnan’daki İsrail saldırganlığı, aynı hegemonik yaklaşımın farklı tezahürleridir. Bu yaklaşım, uluslararası hukuku aşındırmakta ve dünya ölçeğinde bir istikrarsızlık üretmektedir. Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti’nin izlediği politikalar da açık bir eleştiriye tabi tutulmalıdır. Gazze’den Lübnan’a ve İran’a bugün emperyalist ve siyonist güçlerle mücadele eden halkları selamlıyor, onurlu mücadelelerini desteklediğimizi bir kez daha vurguluyoruz. Çağrımız nettir: Gazze’deki saldırılar derhal durdurulmalı, kuşatma kaldırılmalı; Batı Şeria’daki yerleşimci terörü sona ermeli; Doğu Kudüs’teki zorla yerinden etme ve demografik dönüşüm politikaları derhal durdurulmalı ve Filistin halkının tüm hakları güvence altına alınmalıdır. Lübnan’dan İran’a genişleyen savaş çemberinde Türkiye siyonizme uzanan tüm damarları kesmeli, Türkiye’de ABD askerleri başta olmak üzere siyonistlerle müttefik tüm yabancı askeri unsurlar kovulmalıdır. Yaşasın küresel intifada, Yaşasın direnen halkların kardeşliği” ifadelerini kullandı.
